google92207d2cbecf4788.html

Karaburunlu Morakis: "Yavrum, Ben Sabahları Önce Foça'ya Bakardım"

Ruhi İyigül’ün “İzmir’de yedim baklavayı, Karaburun’da yedim sopayı...” başlığı altında kaleme aldığı bu yazı, Limni Adası’nda tesadüfen girilen bir tavernada, vatan hasretiyle çarpan yaşlı yüreklerin gizli kalmış hikâyesini aralıyor. Bir avuç toprak ve bir şişe suyun ardındaki hüzünlü vasiyete eşlik etmeye hazır mısınız?

Karaburunlu Morakis: "Yavrum, Ben Sabahları Önce Foça'ya Bakardım"
06 Şubat 2026 - 19:33

İZMİR’DE YEDİM BAKLAVAYI, KARABURUN’DA YEDİM SOPAYI

Ruhi İyigün / Foça 

Sonbaharın kendini hissettirmeye başladığı bir gündü. Akşamüzeri aracımızla Limni Adası’nın Ayos Dimitrios Köyü’nden geçerken, yol kenarındaki tavernayı görünce durduk. Beş çayımızı içmek üzere içeri girdiğimiz bu mekan; dut ağaçlarıyla kaplı geniş bir bahçeye, tahta masalara ve hasır sandalyelere sahipti. Girişteki ilk masaya oturduk. Genç bir hanımefendiye çay siparişimizi verdikten sonra, bahçenin en köşesinde oturan yaşlıları seyretmeye koyuldum. Kendi aralarında konuşurken, zaman zaman meraklı gözlerle bizleri süzüyorlardı.

Çaylarımızı henüz yudumlamaya başlamıştık ki içlerinden biri ağır adımlarla bize yaklaştı. Elindeki bastonuyla bizi işaret ederek seslendi: — Heyyyy, size söylüyorum! Siz Türksünüz!

Cevap vermedim. Aynı sözü yineledi ve arkadaşlarını işaret ederek devam etti: — Bakın, onlar sizin İtalyan olduğunuzu söylüyor ama ben sizin Türk olduğunuzu hemen anladım.

Heyecanlanmıştım. Hemen sordum: — Türk olduğumuzu nasıl anladın? — Türkiye’de çok çay içilir, bütün kahvelerde çay vardır. Siz de tavernaya girer girmez çay istediniz. Eminim ki Türksünüz…

İlginç bir tespitti. Türk olduğumuzu ve gezi amaçlı geldiğimizi belirttim. Nereli olduğumuzu sert bir biçimde sordu; “İzmirliyiz” deyince ses tonu bir anda yumuşadı. “Neresindensiniz?” diye üsteledi. Foçalı olduğumuzu söyleyince adeta boynumuza atıldı. Unuttuğu yarım Türkçesiyle: — Yavrum, ben sabahları yatağımdan kalkınca önce Foça’ya bakardım. Benim vatanım Foça ile karşı karşıyaydı, ben Karaburunluyum. Bana burada Karaburunlu Morakis derler, diyerek yanımıza oturdu.

Morakis, hasret dolu sözlerine devam ediyordu: — Ben Karaburun’da doğdum, 13 yaşımda buraya geldim. Buralar Karaburun’a hiç benzemiyor. Burada yaşıyoruz ama aklımız hep orada; evimde, arkadaşlarımda, İzmir’de…

Aniden ayağa kalkıp arkadaşlarına seslendi: — Heyyy gelin buraya, bunlar bizden be! Anadolu insanı bunlar, misafirlerimiz!

Hepsiyle tanıştık: Nikos Paterakis, Manolis Marinakis, Palegos Skapetis, Iraklis Spiridakis… Hepsi de Çeşme Reisdereliydi. Bize Reisdere’yi, eski köylerini sordular. Bir anda eski anılar, vatan hikâyeleri ve kaybolan yaşamlar masanın baş köşesine oturdu. Derken Morakis’in yanık sesinden bir türkü yükseldi, diğer mübadiller de ona eşlik etti:

“İzmir’de yedim baklavayı, Karaburun’da yedim sopayı...”

Türkü bitince Morakis hüzünle sordu: “Bu türkü oralarda hâlâ dinleniyor mu?” Hiç duymadığımı söyleyince hayıflandı: “Yaaa, artık bizim türkülerimiz de unutulmuş İzmir’de…” Türkünün bestekârının babası olduğunu ve mübadele öncesi İzmir’de çok meşhur olduğunu anlattı.

Hava serinleyince müsaade istedik ama bırakmadı. “Size yemek yedirmeden bir yere göndermem,” dedi. İçeri geçtik, sofralar kuruldu. Morakis unutmadığı diğer türküleri; İzmir’in Kavakları’nı, Karabiberim’i Türkçe olarak söyledi. Yemeğin sonunda ona hiç vatanına gidip gitmediğini sordum. Gözlerimin içine “Bu soruyu sorma” der gibi baktı. Vedalaşırken benden tek bir isteği oldu: Bir dahaki gelişimde Karaburun’dan bir şişe su ve bir avuç toprak... Kimin için olduğunu sorduğumda, beklediğim o ağır cevap geldi: — Annemin ve babamın mezarına serpmek için...

Ertesi gün adadan ayrıldık ama Morakis’in vasiyeti içime işlemişti. İlk fırsatta Karaburun’a gidip fotoğraflar çektim, toprağı ve suyu hazırladım. Hediyelerle birlikte tekrar Limni Adası’na, Ayos Dimitrios Köyü’ne döndüm. Tavernadaki garsona Morakis’i sordum. Aldığım cevap sarsıcıydı: Morakis dört ay önce vefat etmişti.

Hemen arkadaşı İraklis Spiridakis’i buldum. Onun avlusunda otururken acı gerçeği bir kez daha duydum. Durumu anlattım, çok duygulandı. Ertesi gün beraberce mezarlığa gittik. Karaburun’un suyunu ve toprağını Morakis’in mezarına birlikte koyduk.

Mübadelede yaşanan acıların bir daha yaşanmaması dileğiyle…

YORUMLAR

  • 0 Yorum